Tüm dünya ile birlikte Türkiye’de de ekonomik durumun belirsiz ve tedirgin edici olduğu, her sektörün adeta kendini “beklemeye” aldığı, firmaların bütçe kısmada ilk çare olarak “işten çıkarma” stratejisini benimsediği şu günlerde, eğitim düzeyi ve vasıfları ne kadar yüksek olursa olsun tüm çalışanlar yine “işini kaybetme” ve “işsiz kalma” korkusu yaşamaya başladı.

Yaptığınız iş ne olursa olsun, eğer bir yerde maaşlı çalışıyorsanız, sonuçta geleceğiniz bir veya birkaç kişinin vereceği “gitsin” veya “kalsın” kararına bağlı olabilir. Böyle durumlarda karar verilirken, sizin üstünüzdeki maddi veya manevi yükler, sorumluluklarınız, yaşamınızı sürdürmek için kazanmakla yükümlü olduğunuz para asla sonucu etkilemez. O anda önemli olan şirketin ekonomik krizi en az hasarla atlatabilmesidir. Yani bir yerde firmanın ve orada çalışmaya devam edecek kadar şanslı olanların hayatını sürdürebilmesi için, siz feda edilirsiniz. Geleceğiniz tamamen başkalarına bağlıdır.

Oysa eğer böylesi durumlar için bir “B Planı” yapmışsanız, hatta bu planı işler hale getirmişseniz, bu dönemi çok daha sakin, stressiz ve hasarsız atlatabilirsiniz. Bu “B Planı”, ekonomik krizin sizi işsiz bırakmasını, işyerinizin sizi işten çıkarmasını beklemeden, “kendi işinizi” yapmanız, “kendi kendinizin patronu” olmanızdır. Daha ötesi, “B Planı” aslında krizsiz dönemlerde de soluk almanızı, ek gelir elde etmenizi, ya da asla işsiz kalma korkusu yaşamamanızı sağlayacak ideal bir çözümdür.

Maaşlı bir işte ne kadar çalışırsanız çalışın, alacağınız ücret bellidir. Bazı mesleklerde “prim” uygulaması vardır ama bu primi almak için de zaten özgürlüğünüzden, kişisel yaşantınızdan birçok şeyi feda edecek kadar çok çalışmanız gerekir. İşin daha kötü bir yanı da, maaşlı işlerde çoğu zaman siz çok çalışsanız bile, pek çok “çalışmayan” ya da başka deyişle “işyerinde vakit dolduran” kişinin de sizinle aynı parayı kazanmasıdır. Bir de üstüne “mesai saati” denen ve o anda işiniz olmasa bile zorunlu olarak işyerinde geçirmeniz gereken süre eklenince, iş hayatı çoğu zaman eziyete dönüşür.

Öte yandan kendi işinizi yaptığınızda, ne kadar kazanç sağlayacağınız ya da çalışma koşullarınız tamamen size bağlıdır. Bu özellikle de “hobinizi işinize çevirmeyi başardığınız” bir konudaki işse, o zaman zaten hem keyif, hem başarı hem de doğal olarak ardından kazanç birlikte gelecektir. Kendi işinizi yapmaktan kastettiğimiz, bir dükkan açıp sabahtan akşama kadar oraya müşteri gelmesini beklemek olsa idi, bu dediklerimiz doğru olmazdı. Ama eğer gözlerinizi kapatıp bir an için “ben bu dünyada en çok neyle uğraşmaktan keyif alıyorum?” sorusunun yanıtını bulabiliyorsanız ve onu “işiniz” haline getirebiliyorsanız, işte o zaman siz de sevdiği, keyif aldığı, dolayısı ile de başarılı olduğu ve kazanç sağladığı işi yapan mutlu azınlığın arasına girmeye adaysınız demektir.

Aslında pek çok insan, maaşlı bir işte çalışıyor olsa bile, bir yandan da kendi işini kurabilmenin, daha özgür yaşayabilmenin, ufuklarını genişletebilmenin hayalini kurar. Ama ne yazık ki yine pek çoğu “iş kurma”yı yalnızca “bir dükkan açmak” olarak algıladığı için, bu hayal olmaktan öteye gidemez. Zira bugün çevrenizdeki insanlara “iş kurma hayalinizle ilgili fikirlerini” sorduğunuzda, hemen hepsi size kendi işini kurmanın çok riskli ve maliyetli olduğunu, o işi yapabilmek için şu anda size garantili olarak aylık bir gelir getiren işinizi bırakmanız gerekeceğini, bir yer açmanın “kira, dekorasyon, eleman, sabit giderler vs.” üst üste eklenince yüzbinlerce liraya malolacağını, hatta iş kendini toparlayana kadar belki 1-2 yıl cepten yiyecek kadar bir birikiminiz olması gerektiğini söyleyecek ve sizi bu hayalinizden vazgeçirmeye çalışacaklardır. Oysa başlamak için bu kadar yatırım gerektirmeyen, hatta gereken tek yatırımın o işi öğreneceğiniz eğitim programına katılmak olduğu, daha ötesi, para kazanmaya başlamak için de yıllarca beklemeyeceğiniz, öğrendiğiniz anda yapmaya ve dolayısı ile kazanmaya başlayabileceğiniz seçenekler de bulabilirsiniz. Üstelik isterseniz bu işlere en azından başlangıç safhasında -hayatınızı tek bir kararla kökten değiştirmenize gerek olmadan, çok riske girmeden- kendinize uygun gün ve saatlerde “part-time” yaparak, bu sayede alıştığınız sabit gelirden de hemen vazgeçmeden başlayabilirsiniz. Örnek mi istiyorsunuz?..Mesela “Profesyonel Pozitif Köpek Eğitmenliği”…

Krizler bazı sektörleri ya da bazı kesimleri diğerleri kadar etkilemezler. Bu üzücü de olsa ne yazık ki çok açık bir gerçektir. Ekonomik kriz, çoğu kez alt ve orta gelir seviyesini daha çok sarsar. Belli bir gelir seviyesinin üstündeki kişi veya kurumlar, kendilerini koruyacak önlemleri daha kolay alırlar ve oluşacak hasarı minimuma indirirler. “Hobi”ler de genelde üst gelir seviyesinin daha çok zaman ve para ayırabildiği konulardır. Dolayısı ile kriz, alt gelir seviyesindeki kişilerin mutfak giderlerini bile kısmasını zorunlu hale getirirken, üst gelir seviyesindeki kişiler krize rağmen bu hobilerine para ve zaman ayırmaya devam edebilirler. Sonuçta da belki zorunlu gıda malzemeleri satanların bile kazançları düşerken, resimle, müzikle, dansla, köpeklerle uğraşanlar, bu uğraşlardan elde ettikleri gelir seviyesini dengede tutabilirler.

İşte “profesyonel pozitif köpek eğitmenliği”de, hem ülkemizdeki hem de dünyadaki endişe verici tabloya rağmen krizden az etkilenen nadir mesleklerden biri. Öncelikle “bir yere bağlı” çalışma mecburiyetiniz olmadığı için, asla “işten çıkarılma” korkusu taşımıyorsunuz. Dahası, yapabilecekleriniz yalnızca kendi bilgi, beceri düzeyiniz ve yaratıcılığınızla sınırlı. Başlamak için yapmanız gereken tek yatırım ise, eğitim sonunda hem yurt içi hem yurt dışında yetkin kişi ve kurumlarca kabul edilen bir sertifika veren, dolayısı ile dünyanın neresinde yaşamak isterseniz orada keyifle yapabileceğiniz yeni bir meslek edineceğiniz “StarDogs Eğitimciler Akademisi”nin katılım bedeli…Sonrasındaki iş imkanları ve kazanç durumuna baktığınızda da şöyle bir özet yapılabilir: köpek sahibi olmak, gerek yaşam koşulları, gerek buna ayırabildikleri bütçe bakımından özellikle üst düzey gelir grubunda çok yaygın. Hele bu kişiler bir de eğitimin öneminin farkına varmış, “erteleme”nin düzeltilemez etkilerini gören, dolayısı ile köpek daha 2 aylıkken sizden profesyonel destek alacak kadar bilinçli köpek sahipleri ise, sizin onları ikna etmek için ekstra bir çaba sarfetmeniz bile gerekmiyor. Bundan sonrası sizin yaptığınız işi iyi bilmenize, doğru bir şey yaptığınıza gönülden inanmanıza ve bildiklerinizi karşınızdakine anlatabilme becerinize kalıyor…

Hayatınızla ilgili karar yalnızca sizin. Kendinizi hayatın akışına bırakıp, başkalarının sizin hayatınızla ilgili kararlar vermesini izleyip, kendi hayatınızda “seyirci” mi olmak istiyorsunuz, yoksa bu filmin “yönetmeni” siz mi olacaksınız? “B Planı”nı ancak “bir gün işsiz kalırsanız” mı düşünüp hazırlamak istiyorsunuz, yoksa şimdiden hazırlayıp, hatta uygulamaya başlayıp, geceleri daha huzurlu mu uyumak istersiniz? Emekli olunca –ki o da olabilirseniz-, alacağınız para yaşamınızı bugünkü gibi sürdürmenize yetecek mi, yoksa asla emekli olmak bile istemeyeceğiniz, hayat boyu bıkmadan, yorulmadan yapabileceğiniz, dolayısı ile gelirinizin de sürekli olacağı bir işi mi tercih edersiniz? İşe giderken ayaklarınız geri geri mi gitmeli, yoksa koşar adım mı? Takım elbiseler ve topuklu ayakkabılarla mı kendinizi daha mutlu hissediyorsunuz, eşofmanınız veya kot pantolonunuzla mı? Rakamlarla, dosyalarla, toplantılarla mı uğraşmak istiyorsunuz, yoksa köpeklerle mi? Güne iş saatlerinin trafiği ile boğuşarak, işe yetişmeye çalışarak mı başlamak istiyorsunuz, yoksa huzurlu bir kahvaltıdan sonra evinizdeki çalışma odanıza, bilgisayarınızın başına geçip, günlük gazeteleri okuyup kahvenizi yudumlayarak mı? Hangisi sizin kendiniz için hayalini kurduğunuz hayat?

Krizler korkan, bekleyen, kontrolü başkasına bırakan kişiler için çoğu kez tehlikelidir, kayıplara sebep olur. Oysa zeki, cesur ve kendine güvenen insanlar, başkalarının beklemeye geçtiği bu durgun dönemleri kendi lehine çevirmeyi bilir, krizi adeta fırsata dönüştürür. Burada vurgulanan, asla başkalarına zarar vererek, onların kayıplarından kazanç elde ederek “fırsat” yaratmak değil, yalnızca kendinize güvenerek girişimde bulunmak, korkmamaktır. Derler ki “Kaplumbağa bile ancak cesaret edip başını kabuğundan çıkarınca ilerlermiş…” Yani ya güvende olmayı başınızı kabuğun altına saklamakla eş tutup olduğunuz yerde sayacaksınız, ya da hedefiniz ilerlemekse, biraz cesaretinizi toplayıp başınızı kabuğunuzdan dışarı çıkaracaksınız..Hayat sizin..Ve bu hayatı nasıl yaşayacağınızı belirleyen tek şey de, aslında yalnızca size ait olan bu hayattaki kendi tercihleriniz…

06.12.2009

R.Mehveş İpek

Online uzaktan eğitim programı hakkında bilgi almak için lütfen bu sayfayı ziyaret ediniz.