Neden Melez

Merhabalar,

Ülkemizde özellikle son yıllarda -bazen iyi, genellikle de kötü şekillerde sıklıkla gündeme gelen ve halk üzerinde negatif düşünce ve duygular yaratması için ciddi çaba sarf edilmesine rağmen, toplumun, tam tersine daha da pozitif yaklaşarak- normalde aklından geçmeyecek insanların evcil hayvan veya “pet” edindiğini görüyoruz. Tercihler de çok büyük oranda kedi veya köpek oluyor.

Evcil bir hayvan edinmeye karar verdiğimizde aklımızdaki ilk soru şu olur sanırım, “Ben bu hayvanı neden istiyorum?”. Eğer belli bir görev için istiyorsam veya spesifik bir ihtiyacım varsa, çalışan hayvan kategorisine doğru yönelmem gerekebilir, ki her ne kadar aşağıda yazdıklarım temelde tüm hayvanlar için geçerli olsa da, çalışanlar kategorisinde durum, kısmen haklı olarak, biraz farklılaşıyor ve “ırk” kavramı önemli hale gelebiliyor. Fakat eğer “pet” tanımı kapsamına giren, yani evimizde birlikte yaşayacağımız, sadece kendimize arkadaş veya dost olmasını istediğimiz bir hayvan düşünüyorsak tercih başta da söylediğim gibi genellikle kedi veya köpek oluyor.

Sonuçta birinde karar kılıyoruz ama bu sadece bir hayvan seçimi değil!

Neden Melez

Hayatımıza, bizimle uzun süreli ve çok güçlü bağ kuracak bir (tabiri caizse) “dost” dahil etme kararı. Seçim noktasına geldiğimizde mutlaka yaşam tarzımıza uygun bir arkadaş seçmeliyiz ki her ikimizin de ihtiyaçları ve talepleri birbirine paralel olabilsin ve bu birliktelik iki tarafa da keyif versin (Eş, dost, arkadaş seçer gibi). Yaklaşık da olsa hangi özelliklerdeki hayvanın bizim hayatımıza uygun olabileceğine de karar verdikten sonra bu yazıyı yazmama sebep olan asıl kısma geliyoruz.

Ben ve benim gibi düşünen birçok insan diyoruz ki;

Çok yüksek oranda, doğanın kurallarından veya hayvanların kendi istek ve tercihlerinden bağımsız, insan müdahalesi ile planlı olarak, belli kriterlere uygun olmayanların elendiği bir sistem içerisinde üretilen safkan ırklar kadar, neredeyse her yerde yaşamaya devam eden melez ırkların da eşsiz birer “dost” olabileceğinin farkında olmamız gerekir. Neticede hiçbirimiz insan olan “dost”larımızı seçerken ırkına, rengine, boyuna, kilosuna, kulak yapısına, kıl veya tüy miktarına, göz rengine… bakmayız tahminimce.

Melez ırklar, genetik olarak doğanın milyon yıllık evrimine olabildiğince sadık şekilde doğal seleksiyonla üremişlerdir. Hangi bireylerin çiftleşebileceği, hangi genlerin yaşayıp hangilerinin yok olması gerektiği, hangi yavruların sağlıklı olacağı, insan müdahalesi olmadan, doğanın kurallarına uygun şekilde belirlenmiştir. Bu sayede, sokakta ya da barınaktaki melez ırklar, safkanlara kıyasla daha dayanıklı, bağışıklık sistemleri daha güçlü, genetik rahatsızlıkları daha az, daha sosyal, psikolojik açıdan daha sağlam, insanları dinlemeyi ve okumayı (belki de nesillerdir) mecburen de olsa öğrenmiş olarak başlarlar hayata.

Safkan bir hayvanın dünyada neredeyse birebir aynısından belki yüzlerce bulabilirsiniz, fakat her melez canlı, tıpkı bizim gibi, sadece görünümüyle bile eşsizdir. Benimle ya da sizinle aynı yüze sahip başka bir insan daha olmadığı gibi, melez ırklarda da bu durum matematiksel olarak neredeyse imkansızdır. Aynı anneden tek batında doğan yavrular bile birbirlerinden çok farklıdır çünkü her biri farklı güçlü özellikler barındırır. Zaten bu yüzden, doğal süreçlerle oluşan her şey, insan müdahalesiyle üretilenlere kıyasla çok daha çeşitli, haliyle çok daha dayanıklıdır.

Etik açıdan bakarsak, safkan ırkların neredeyse tamamı, bir ticari döngünün parçası olarak “mal” statüsünde para karşılığı satılıyorlar ve maalesef hala devam eden safkan ırk arayışı sürdükçe, genellikle belirsiz koşullarda devam eden bu üretim zincirinin de, sokaklardaki veya barınaklardaki hayvan sayılarının artışının da devam edeceğini hepimiz biliyoruz.

Melez ırk sahiplenmek ise, tohumları %100 olmasa da doğa tarafından atılmış, insanların müdahalesi olmadan şekillenmiş, daha sağlıklı olacağını varsayabildiğimiz bir canlıyla yaşamanın yanı sıra, bahsettiğim üretim zincirini kırmaya ve sahipsiz hayvan popülasyonunu azaltmaya da ciddi fayda sağlayacaktır. Bu sahipsiz hayvan popülasyonunu da bizzat bizim yarattığımızı hatırlamakta fayda var.

Belki çok sert olacak ama 19. yy’a kadar kölelik ve ırkçılık gayet normalken, hayvan hakları ihlali gibi bir kavram henüz icat edilmemişken, şu anda neredeyse tüm dünyada suç kategorisindeler. Bu açıdan baktığımda, şu anda safkan hayvan arayışı bir hak iken, ileride ne olacağını tahmin etmek de pek zor değil bence.

Melez ırk sahiplenmenin bir başka artısı da, barınaktan ya da sokaktan bir hayvan sahiplenmek istediğimizde, pet shop ya da üretim çiftliğine kıyasla çok daha fazla seçeneğimizin olmasıdır. Bu sayede, bizimle her anlamda uyumlu olacak, kalbimize gerçekten dokunan bir arkadaş bulma şansımız ciddi oranda artar. Amacımız gerçek bir bağ kurmaksa, “dost” edinmekse, şimdiye kadar yazdığım sebeplere dayanarak, doğal yollarla melez olarak var olmuş potansiyel “dost”ları da sahiplenmeyi düşünelim derim.

Çünkü hangi ırk veya tür olursa olsun, safkan ya da melez, aradığımız/ihtiyaç duyduğumuz bağ, tamamen karaktere, ortak yaşama, paylaşımlarımıza ve her ikimizin de ihtiyaçlarının uyumuna dayanır. Tıpkı insan “dost”larımız gibi.

Eğer buraya kadar okuyup, biraz da hak verdiyseniz, bence “pet” seçimi nasıl yapılmalı bölümüne geçiyorum.

Her tür kendi içinde belli temel özelliklerle gelir. Kediler, köpekler veya diğerleri, hepsinin bizdeki karşılığı farklı. Bir “pet” ile yaşamaya karar verip, türler arasından isteklerimize veya ihtiyaçlarımıza en uygun olanı seçtikten sonra, o türün bireylerinden, fiziksel yapı ve karakter anlamındaki beklentilerimizi belirlemek gerekir.

Örneğin sabah kuş sesleriyle uyanmak istiyorsam kedi sahiplenmem de, en sessiz kuş türlerinden olan ispinozu tercih etmem de yanlış olur. Benzer şekilde, köpek edinmekte karar kıldıysam, yürümeyi çok seven, köpeğiyle boğuşarak oynamak isteyen biriysem, düşük enerjili bir pug sahiplenmem iki taraf için de hayal kırıklığıyla sonuçlanır.

Neticede doğru ihtiyaç ve yaşam tarzı eşleşmesi sağlanınca, hayatımızdaki benzersiz farkı yaratacak olan o hayvanın etiketi değil, aramızdaki bağdır. Bunun da saflık veya melezlikle alakası olmadığından eminim. Çünkü bağ zayıfsa temel amaç olan “dost”luktan uzaklaşılmıştır ve malum etiket, almak isteyip bir türlü alamadığımız ve hala o mağazanın vitrininde duran kıyafetin üzerindedir, bizde değil.

Bağ sağlamsa, zaten etiket umurumuzda olmaz.

Bu yazı, StarDogs Eğitimciler Akademisi mezunu Pozitif Köpek Eğitmenlerimizden Toma Hasan Aydın tarafından kaleme alınmıştır.

SİZ DE AKADEMİ'YE KATILIN
KÖPEK EĞİTMENLİĞİ REHBERİ
Bu yazıyı paylaşın