Yavru Köpek Edinirsem Köpek Korkumu Yenerim

Açıkçası gelişmiş (bizi kıskanan) ülkelerde, günlük hayatta, insanların yolda yürürken karşısına çıkan sahipli bir köpeğe neredeyse hiç tepki vermediğini bildiğim için köpek korkusu anlamında Türkiye’ye kıyasla çok fark olduğunu düşünüyordum zaten. Fakat araştırıp, (mesela) Avrupa’da ortalama %3, Türkiye’de ise %70 olduğunu görünce çok şaşırdım.

(Yapılan araştırmalardan biri: https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC12092426/)

40 yıl önce nüfusunun yarısından fazlasının köyde, çiftlik hayvanlarıyla yaşadığı bir ülkedeki köpek korkusunun bu oranda olması bana çok garip geldi. Tabii ki bu konuda çok çeşitli yorumlar yapılabilir, özellikle son yıllarda genel veya belli ırklara özel, köpeklerin tehlikeli oldukları konusunda çıkan yayınlar bence de çok etkilidir, ama yine de %70 ürkütücü bir oran.

Neyse, ilk şoku atlattıktan sonra asıl yazmak istediğime, köpek korkusunu bir köpek edinerek yenmeye niyetlenme konusuna dönmek istiyorum. Aslında çok mantıklı ve iyi niyetli bir davranış ve kesinlikle yanlış diyemem, fakat biraz naif bir bakış açısı. Yani amacınıza tüm samimiyetimle saygı duyuyorum gerçekten, ve elimden geldiğince de desteklerim çünkü hayat boyu mutlaka o veya bu şekilde köpeklerle karşılaşacaksınız ve tüm hayat kaçarak geçirilmemeli. Fakat niyetiniz buysa, bir pozitif köpek eğitmeninden destek almanızı şiddetle tavsiye ederim çünkü çok fazla hesapta olmayan pürüzle karşılaşabileceğiniz bir yola giriyorsunuz demektir.

Yavru Köpek Edinirsem Köpek Korkumu Yenerim
Yavru Köpek Edinirsem Köpek Korkumu Yenerim

Burada çıkabilecek tüm aksilikleri yazamam tabii ki, ama en azından bazı temel noktalara değinmek istiyorum.

Köpek korkunuz varsa (az veya çok), bir köpek edinmeden önce lütfen korkunuzu olabildiğince azaltmaya çalışın. Çünkü küçük ırk bir köpeği yavruyken edindiniz ve onunla hiçbir probleminizin olmadığını varsaysak bile, köpeğiniz yanınızdayken başka bir köpekle karşılaştığınızda (diğer köpek sahipli, bağlı, eğitimli, sahipsiz, hırçın… hiç fark etmez), sizin korkunuzun boyutuyla doğru orantılı olarak kendi köpeğiniz de gerilecek. Kucağınızda olması dahi gerekmez, sizin yakınınızdaysa, siz ne hissediyorsanız o da çok benzer şeyler hissedecek. Haliyle siz köpeksiz olarak yolda yürürken karşı kaldırımda gördüğünüz bir sahipsiz köpeğin, onca insan arasından size dikkat etmesi pek olası değildir. Fakat köpeğiniz yanınızdaysa, siz gerildiğinizde (köpeğiniz diğer köpeği henüz görmemiş dahi olsa, sadece sizin hissiyatınızı alarak) o da gerileceği için, diğer köpeğin size yönelme ihtimali artar. Zaten korku hatta belki panik içinde olan siz ve köpeğiniz, diğer köpek size 10 metre mesafedeyken bile dönüp baktığında, daha da tedirgin olacaksınız muhtemelen.

Eğer öncesinde siz ve köpeğiniz bu gibi durumlar için (tabiri caizse) antrenman yapmadıysanız, köpeğinizin karakter yapısına ve sizin negatif hissiyat yoğunluğunuza bağlı olarak köpeğinizin vermesi muhtemel tepkiler ekstra heyecan, havlama, hırlama, eğer durum daha da vahimse o an yakınında olan veya kendisine dokunan kim olursa olsun ona yönelik agresyon, ısırma, ya da tam tersi korkudan titreme veya saklanmaya çalışma şeklinde olabilir.

Türkiye’de maalesef köpek üretimi, satışı, sahiplendirmeleri olması gerektiği gibi yapılmadığı için, edindiğiniz köpeğe doğru temel davranış şekillerini sizin öğretmeniz ve/veya var olan yanlış davranışlarını düzeltmeniz gerekiyor. Özellikle bir yavru edindiyseniz, sosyalleşme, diğer köpeklerle tanışma, onlarla oynama konularında kesinlikle sizin yol göstermeniz gerekecektir. Bunu da diğer köpekten korkarken, doğru şekilde yapabilmeniz çok zor ve sonuçta kendi köpeğinizde psikolojik problemlere sebep olabilirsiniz. O bakımdan, eğer köpeklerle ilgili çekinceleriniz, tedirginlikleriniz, korkularınız varsa, siz bir köpekle yaşamaya başlamadan önce mutlaka gerekli bilgi ve tecrübesi olan bir pozitif eğitmenden, doğru yönlendirmelerle olumlu tecrübeler yaşayacağınız şekilde destek alın. Köpeğiniz gelip 6-7 aylık olduğunda düzeltmek çok daha fazla zaman ve emek gerektirecektir. O zamana kadar çıkabilecek sorunlar sebebiyle köpekten vazgeçmediğinizi var sayıyorum.

“Benim sadece büyük olanlarla problemim var” veya “Köpek üzerime gelmediği sürece problem yok”, “Yakınımda havlamazsa, hırlamazsa, koşmazsa rahatım” gibi düşüncelerinizin size faydası olacağını düşünüyorsanız, üzülerek söylüyorum ki yanılıyorsunuz.

Bunu açıklamaya gayet klasik “köpekler sosyal hayvanlardır” cümlesiyle başlayayım. Fakat bu cümleyi detaylandırmak istiyorum çünkü herhangi bir cümle klişe olduğunda artık kimse içeriğine pek bakmıyor ve gerçek anlamı unutuluyor gibi hissediyorum. Evet sosyallerdir, hatta bizim şehir hayatında unuttuğumuz ama eskilerin veya küçük yerlerde yaşayanların çok iyi bildiği hayati bir sosyal bilinç vardır onlarda.

Birbirine yakın konuşlanmış 15-20 haneli bir köyde yaşadığınızı düşünün. Herkes birbirini tanır doğal olarak. İnsanlar sizin evinizin önünden geçerken, kapıdaki terliklerin ne şekilde durduğuna bakarak bile evinizde olağan dışı bir durum olup olmadığını anlayabilirler çünkü normalini ezberlemişlerdir. Gecenin bir saatinde evinizden duyulan sıra dışı sesler, kapınıza bir komşunuzun gelip sizi kontrol etmesine sebep olur. Belki bilinçli, belki bilinçsiz, ama orada çoğunluğun memnun olduğu düzgün çalışan bir kapalı sistem vardır, herkesin rolleri bellidir ve herkes değerlidir / gereklidir, haliyle herhangi bir etkenin bu sistemi bozmasına kimse izin vermez. Eğer arada kötü veya zararlı kişiler varsa da bunlar ya düzeltilir ya da dışlanır.

Yavru Köpek Edinirsem Köpek Korkumu Yenerim

Bu arada hayvanları, insanlardan örnek vererek anlatmak biraz zor çünkü insanlarla hayvanlar arasında çok temel sosyal veya anlayış farklılıkları var. Şöyle bir örnek vereyim: Bu küçük yerleşim yeri örneğini okuyanlardan bazıları mutlaka aklından “bana ne, ben neden gecenin bir saatinde başkası için uykumu böleyim ki! Nasıl olsa başkası gider bakar.” gibi bir düşünce geçirmiştir, ki çoğumuz böyleyiz, inkâr etmeye gerek yok. Fakat hayvanlar bunu yapmaz. Bilim insanları içgüdüsel olduğunu iddia etse de ben kesinlikle katılmıyorum fakat bilim insanları haklıymış gibi anlatayım 🙂

Hayvanların içgüdüsel olarak uyguladığı sistemin bizdeki karşılığı şunun gibi olur sanırım: “Dahil olduğum bu topluluk bir sistem oluşturuyor. Bu sistem sayesinde ben her anlamda daha rahatım. Eğer ben bu sistemi / toplumu / bireyleri korumak için yapabileceğim şeyi yapmazsam, başkasının yapmasını bekleyemem ve günü gelip yardıma ihtiyaç duyan ben olduğumda kimse gelmez. Bu sebeple ben “boş ver” diyemem” gibi bir mantık yürütüyormuşçasına hareket ederler. Hatta o toplumdaki herkesin aynı mantıkla yaşadığından o kadar eminmiş gibi davranırlar ki, olay sonrası yardıma gelmemiş olanlara en ufak tepki verilmez veya sorgulama yapılmaz. Herkes şundan %100 emin gibidir, “fark etmiş ve gelebilecek olsa zaten gelirdi”, çünkü “boş ver” deme ihtimali olanları ya düzeltmiş ya da dışlamışlardı zaten. Bu yazdığım düşünce yapısının, sizlere çok ütopik ve hatta belki saçma geleceğini biliyorum. Aynen böyle düşünüyorlar gibi bir iddiam da yok zaten ama düşünce yapısını kenara atıp sonuçlara bakarsak, içgüdüsel ya da bilinçli, birebir bu şekilde yaşıyorlar. Bir problem varsa hepsi elini taşın altına koyar ve “bana ne” demezler.

Bunca senaryo yazmamın sebebi de, bu maddeye başlarken yazdığım “… olmazsa benim için problem yok” düşüncesinin hatalı olduğunu anlatabilmek. Gecenin bir saatinde dışarıdan gelen havlamaların, herhangi bir köpeğin sokakta inleme sesini duyan civardaki köpeklerin anında sesin kaynağına koşmasının, bir köpeğin stres, korku veya agresyon belirtileri göstermesiyle etraftakilerin ona yönelmesinin sebebi bu sosyal yapı. Eğer onlara tepkisizliği öğretmediysek, bu tür durumlara karşı duyarsız kalamazlar.

Haliyle köpeğiniz varsa mutlaka çok büyük veya çok küçük köpekler tanışmak için gelecekler yakınınıza, bazıları çok heyecanlı olacak ve koşarak gelecek, bazıları sizin ve köpeğinizin niyetini test etmek için hırlayıp havlayarak gelecek üzerinize, köpeğiniz diğerleri ile oynarken mutlaka irili ufaklı köpekler hırlama / havlama benzeri sesler çıkararak etrafınızda 20-30 km/s hızlarda koşacaklar. Bunların önüne geçmeye çalışmanız sadece ruhsal açıdan sağlıksız bir köpekle yaşamanızı sağlar, başka hiçbir etkisi olmaz.

“Sosyal canlılar” ve “irili ufaklı” tabirlerini kullanmışken aralarındaki sosyal yapı / hiyerarşik düzenle ilgili de bilgi vermek istiyorum çünkü orada da çok yanlış bilinen bazı konular var.

Köpeklerde hiyerarşik yapı -yine insan lisanı ile anlatmaya çalışırsak- çok keskin kurallara tabidir ve tahmin edemeyeceğiniz kadar saygı temellidir.

Kurallar aslında çok basit ama söylediğim gibi çok keskindir. Keskin kelimesinin de sebebi hem kuralların çok net olması, hem de uyulmaması durumunda yaptırımın sivri birkaç diş kadar keskin olması.

Bireylerin hiyerarşideki yerlerini belirleyen özellikleri önem sırasına göre:

  • fertilite (üreyebilme yetisi)
  • cinsiyet
  • yaş
  • sağlık durumu
  • fiziksel güç

Burada 3 çok önemli noktanın altını çizmek istiyorum.

Birincisi, bu sıralama ruhsal açıdan sağlıklı bireyler için geçerlidir. Eğer grup içinde ruh / akıl sağlığı yerinde olmayan biri varsa, diğer özelliklere bakılmaksızın fiziksel güç önem kazanır. Örnekle açıklayacak olursak, tamamı kısır, farklı ebat, yaş ve cinsiyetteki 10 ruhsal açıdan sağlıklı köpek serbest şekilde oynarken, kimse birbirine saygısızlık yapmayacağı için teoride var olan hiyerarşik sıralama, pratikte yok gibidir. Oyun devam ederken, dışarıdan ruh sağlığı bozuk yabancı bir köpeğin saygısızca sarf ettiği bir havlama sesi duyulursa o ana kadar belirsiz olan “alfa”yı tespit edersiniz. Çünkü sadece alfanın izin verdikleri bu sese tepki verebilir. Eğer bu 10 köpek arasında da ruh sağlığını zorlukla dengede tutabilen biri varsa ve o havlama onun dengesini bozmaya yeterse, işte o noktada fiziksel güç önem kazanır ve ayarı bozulan yeterince güçlüyse yapacağının insan lügatındaki karşılığı “zorbalık”tır, eğer kalan 9 tanesi daha güçlüyse de karşılığı “yürütme ve yargı organlarının müdahalesi”dir. İşte bu ayrımı ve riskleri doğru analiz edebilmek için bir uzmandan destek almanız gerekir; çünkü aynen insanlardaki gibi, akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayan bireyler için temel kurallar genellikle geçerli olmaz.

Üst paragraftan hareketle birçok kişi tarafından yanlış bilinen konuya, yani ikinci önemli noktaya geliyoruz. Şunu net olarak söyleyebiliriz, bir şekilde karşılaşan iki köpek ruhsal açıdan sağlıklı iseler, kaç kilo olduklarının bir önemi kalmaz. Örneğin bir Pinscher (pinçır) (ortalama 5 kg) ile bir Great Dane (danua) (ortalama 55 kg) karşılaştıklarında, boyutun hiçbir önemi olmaz. Hatta mesela Pinscher 7, Great Dane de 1 yaş civarında olursa, çocuk olan elleri ve ayaklarını henüz tam kontrol edemediği için erişkin olandan azar işitebilir ve karşılığında asla saygısızlık etmez. Yani köpeğinizin boyutunun küçük olması sizin için önemli olabilir, ama sağlıklı köpekler arasında hiçbir önemi yoktur.

Üçüncü önemli nokta da fertilite, yani üreyebilme yetisi. Bu en önemli kriterdir diyebiliriz çünkü çocukluk ve yaşlılık dönemleri haricinde (ki o dönemlerde cinsiyetsiz gibi yaşadıkları söylenebilir), bir köpeğin sosyal statüsü üreyebilme yetisine direkt olarak bağlıdır.

Aynı 10 köpek örneğinden devam edersek, bu gruba erişkin ve üreme açısından yeterli bir birey dahil olduğunda (ki üremeye yeterli olması için fiziksel olarak da sağlıklı olmak zorunda), otomatik olarak en tepeye oturur. Eğer biri dişi diğeri erkek, iki tane üreyebilen erişkin dahil olursa, dişi tepeye, erkek onun hemen altına oturur. Eğer erkek yaşça dişiden çok büyükse koltukları birbirine yakın hizada olabilir ama dişi az farkla da olsa her zaman en tepededir.

Üreyebilmekten bahsedince, köpeklerin bedenlerindeki hormonal aktivitenin akıl ve ruh sağlıklarına etkisini hesaba katmamız şart, çünkü malum dönemlerde hormonlar o kadar etkin hale gelirler ki, akıl ve ruh sağlığı bozulabilir.

Bu durum, doğada yaşayan topluluklar ve bireyleri tarafından tolere edilir çünkü yok olmamak için bir yandan yeni bireylerin doğmasına ihtiyaçları vardır ve üreyebilenlerin malum dönemdeki kaprislerine müsamaha gösterirler.

Fakat daha önce de söylediğim gibi köpeklerdeki sosyal düzeni koruyan kuralların neredeyse tamamıyla saygı temellidir. Yani insanoğlundaki gibi, “taht, kayıtsız şartsız liderin” değildir. Eğer lider (alfa) saygısızsa, faydasızsa, ruhen sağlıksızsa o koltuktan kısa zamanda zorla indirilir.

Şehirde bizimle yaşayanların sürüleri olmadığı için sürü nüfusu gibi bir dertleri de yoktur. Bilim insanlarına göre içgüdüsel olarak, bana göre mantık yürüterek, parkta birlikte oynadıkları köpeklerle aynı sürünün vatandaşları olmadıklarını bilirler. Bu sebeple de hormonlar kaynaklı ruhsal gel-git yaşayanlara pek taviz vermezler. Aynı zamanda o hormonların kendi bedenlerindeki yansımalarını da tam olarak kontrol edemedikleri için gerginlikler, kavgalar yaşanır. Hatta hormonlar o kadar etkilidir ki, çalışan köpek statüsünde olan ve hat safhada disiplinli ve yoğun eğitim almış arama-kurtarma, asayiş, bomba-mayın arama ya da sağlık sektöründe görevlendirilen köpekler bile, böyle dönemlerinde göreve çıkarılmazlar.

Yavru Köpek Edinirsem Köpek Korkumu Yenerim
Yavru Köpek Edinirsem Köpek Korkumu Yenerim

Sizin köpeğiniz hiçbir zaman doğadaki yabani sürünün bir ferdi olmayacağına göre, hayatı boyunca çok büyük ihtimalle ya hiç çiftleşmeyecek, ya da en fazla 1 kez çiftleşecek olmasına rağmen ömrünün ruhsal gelgitlerle geçmemesi ve neticede diğerlerinin içlerindeki yürütme ve yargı organlarının yaptırımlarına maruz kalmaması için, mutlaka veterinerinizin belirleyeceği takvime uygun şekilde, olabildiğince erken yaşta kısırlaştırın. Sosyalleşme noktasında da kısır olmayan köpeklerin bulunduğu ortamlara ya dahil olmayın ya da çok dikkatli olun.

Çok kötü senaryolar çizmiş olabilirim, ama sanırım karşılaşmanız muhtemel çoğu problemi olabildiğince detaylı yazdım. Bunlardan hiçbiri sizin başınıza gelmeyebilir de, yani bir yavru köpek alırsınız ve 2 hafta sonunda siz tüm köpeklere artık çok farklı gözle bakmaya başlayabilirsiniz, haliyle artık onlar da sizden negatif sinyal almazlar ve mutlu mesut yaşayabilirsiniz, bence yine de riske atmayın; fakat bir pozitif köpek eğitimi uzmanı rehberliğinde bir köpek edinmekten ve korkunuzu yenmeye çalışmaktan da kesinlikle vazgeçmeyin.

Bu makale StarDogs Eğitimciler Akademisi mezunu Pozitif Köpek Eğitmenlerimizden Toma Hasan Aydın tarafından kaleme alınmıştır.

SİZ DE AKADEMİ'YE KATILIN
KÖPEK EĞİTMENLİĞİ REHBERİ
Bu yazıyı paylaşın